6. Bölüm
Rahip-Krallar dönemi
Kral- Rahip üzerine Önderliğin tanımları şöyledir: Tanrılar mekânın kurulumuna hizmet eden etkenler, Rahip-krala hizmet amaçlı yeni bir kente ve yeni bir dine ihtiyaç duyulmaktadır.
Rahip ilk ideolojidir. İdeoloji ise fikir gücü ile çıkmaktadır. Hz. İbrahim’de düşünce fikir yolu ile din olgusunu geliştirmiştir. Hz. Muhammed aynı şekilde fikrini kullanarak hareket etmiştir. Sina Dağı’na giden Hz. Musa 10 gün izdivaya çekilerek, yeni bir ideoloji yoğunluğuna girmiş fikir geliştirmiştir. Yoğunlaşma sonucu Allah’ın 10 fermanını halka empoze eder. Baş rahip tek tanrılı din inancını kurarak toplumun bu dine inanmasını sağlar. Toplum inançlı olduğundan kaynaklı bu yeni sistemin etkisine girmektedir. Fakat bir kısmı bunu red etmektedir. Günümüz ile karşılaştırdığımızda, toplum gönüllü bir şekilde dine hizmet etmekte, gitmektedir, mevcut sistem bu şekilde kurulmuştur. Toplum bunu hayır amaçlı yapmaktadır, rahibin kurnazlığının kurulan sistemin düzenin farkında değildir. Bu atılıma fikir üretme gücüne ilk ideoloji demekteyiz. Bu bağlamda rahip ilk kapitalisttir, ilk ekonomisttir. İlk ekonomist olmasının etkenleri ise bilinmektedir. Toplum gücü ile elde edilen ürünlerin hesabını yaparak Artı-ürün yaratmıştır. Rahip ilk patrondur, çalışmayı düzenler yönetir alt yapısını hazırlar. Aynı zamanda toplumun ilk mühendisidir. Toplumu bir meta şeklinde düzenler ve çizer. İlk kent-şehir mimarıdır. Rahip Peygamberin ilk modelidir. Çünkü peygamber kılıfına bürünerek ‘size tanrı sözünü getirdim, dediklerime inanın, bana hizmet edin baha hizmet eden tanrıya hizmet etmiştir’ diyerek toplumu kandırmıştır. Bununla beraber ilk ağadır. Toplumu kendisi için hizmetçi köle olarak kullanır. İlk tüccar olan rahip, halkın emeği olan ilk artı-ürüne el koyarak ticaret yapar. Ticaret ile metalık başlar.
Rahip düzeninin İmparatorluk sistemine geçilir. Günümüzdeki Ata erkil sistemin çarkı, rahibin kurduğu düzen üzerine kendini devam ettirir. Önderlik bu sistemin adına, ‘devletin rahmi’ demiştir. Çünkü oluşan kentleşmesin ardından devlet ortaya çıkacaktır. Mevcut sistemin etkisi altında olan kentlerimizi hangi yöntem ile bu kapitalist sistemin etkisinden kurtarabiliriz. Bunların inşasını yaratmamız gerekir. Rahibin kurduğu çarkı tersine döndürme fikrine ulaşmamız gerekir. Çünkü mevcut sistem ideolojimize ters bir döngüdür. Önderlik, Mezopotamya coğrafyasındaki tahribatı dile getirerek, halkımızın toplumumuzun gidip fabrikalarda köleler gibi ekmek karşılığı angarya çalıştığını dile getirmektedir. Bununla beraber günlük işçilerinin trafik kazası haberlerini dinlerken, kadınların traktör ramorklarında ki haline çok kızarak, sinirimi nasıl dile getireceğimi bilemiyorum demiştir. Ana Tanrıça konumunda olan kadın, demokrat konumda olan toplumun hali içler acısıdır. Bu çerçevede, insanlığın beşiği olan Kürdistan-Mezopotamya toprakları nasıl oldu da kurudu? Özgür iradesiyle yaşayan nasıl oldu da metalaştırıldı ve köleleştirildi. Topraklarımızın coğrafyamızın zenginliği bilinmektedir. Kendi köyümüzde her ihtiyacımızı karşılayabiliriz. İktidar devlet sistemine ihtiyaç duymadan da özgürce, kendi emeğimiz ile alın terimiz ile en sağlıklı en huzurlu ve mutlu bir şekilde yaşamımızı sürdürebiliriz. Günümüzdeki insan eli ile çıkartılan hastalıklar özellikle de kanser hastalığı bu kentlerin hastalığıdır.
Rahip olarak inşa edilen kentler devletleşmiştir zamanla. Günümüzde bütün topluluğu pençeleri arasına alan Ulus Devlet haline bürünmüştür. Var olan toplumu kabul etmemektedir. İnançlarına saygı duymamaktadır. Dillerini, kültürlerini ve kimliklerini kabul etmemektedir. Aslen toplumsallığın kendisini kabul etmemektedir. Bireyciliği esas almaktadır. Mevcut Ulus Devlet sistemi bu şekilde kendini devam ettirmektedir. Bu sistemin yarattığı insan profili artık doğaya zarar vermekte tüketmektedir. Topraktan toprağın bütünlüğünden, kutsallığından, birliğinden kendini koparmıştır. Kısacası kendi özünden kopmuştur. Kendini Ekolojik beraberliğinden soyutlamıştır. Elbette bu yabancılaşmanın, dejenere olmanın bir sebebi vardır. Bunları tartışabiliriz.
‘Sistem aldatmacadır’
Rahip-Kral’ın oluşturduğu sistem kapsamında yürütülen tartışmalar; Mevcut sistemi telaffuz etmemiz gerekirse, kötü amaçlı yürütülen bir sistemdir. Rahibin çıkışı anti toplumsal bir yaklaşımdır. Bu süreç içerisinde daha çok kişilik inşa edilmiştir. İlk olarak rahip oluştur ardından tanrı bununla beraber içe yönelik bir savaş başlamıştır. Örnek olarak günümüzdeki devlet sistemini ele alırsak, bir devlet ve onun başkanı vardır. O başkan ve ya cumhurbaşkanı, hem kendi içerisinde hem de diğer devletlerle sürekli bir rekabet ve savaş içerisindedir. Tek amaç mevcut toplumu ve sistemi denetimi altında tutmasıdır. Bu konu kapsamında, anlatım süreci içerisinde yoğunlaşmalarım gelişti. Devletin doğaya verdiği büyük bir zarar da bulunmaktadır. Bununla beraber hem topluma hem de evrene karşı verilen tahribat gözle görülür niteliktedir. Bu sisteme nasıl karşı çıkabiliriz gibisinden arayışlarımız ve çabalarımız olmalıdır. Özellikle köy mekanında büyümüş olan arkadaşlar bunu daha iyi kavrayabilir. Köy yaşamının doğallığı ve doğaya topluma olan döngüsü bilinmektedir. Şahsen ben kendim de hem köyde hem de kentte büyüyen biriyim. Köydeki doğal emektar yaşamı kentte yaşatabilme çabalarımız oluyordu fakat eksik yetersiz kalıyordu. Çünkü kente geldiğimiz zaman bizi karşılayan yeni bir sistem, yeni bir toplum vardı. Kendimizi devletin yarattığı bu yeni sisteme adapte etme mecburiyetimiz doğalında gelişiyordu. Fakat tekrardan köye gittiğimiz zaman ise yine o doğal yaşama dönüş oluyordu. Yine farklı bir konuya değinmek isterim. Köy mekânında kadına büyük önem verilirken kentte kadın metalaştırılmıştır. Buna örnek olarak- kendi annemi vermek isterim. Annemin vefatının ardından bazı söylemler gelişti. ‘O evde kadın yoksa, yaşanılmaz lanetli bir yerdir artık’ denilmeye başlandı. Bundan da çıkardığım sonuç kadının toplumda kutsal olmasıdır.
Rahip sistemine baktığımız zaman, kendini günümüze kadar devam ettirdiğini görüyoruz. İnce bir ustalıkla varlığını mekân ve zaman olarak sürdürdüğünü görmekteyiz. Fakat her ne kadar devam etmiş olsa da insan doğal toplum ile uygarlık sisteminin farkındalığında oluyor. Bilinçli veya bilinçsiz bir şekilde. Biz kendimizde köyde ikamet etmiş devlet zoru ile kente taşınmış bir aile yapısına sahibiz. Köyden ilk kopuş kişi için ağır bir tramva etkisi yaratır. Kentler senin için korkunç ürpertici gelir. Fakat zamanla insan kendi özünü yaşadığı yeri unutup, kent yaşamına adapte oluyor. Bu çok ilginç bir döngüdür. Köy yaşamı ile kent yaşamını karşılaştırdığımız zaman, doğal ortamda büyüyen bir kişilik doğaya bağlıdır, toprağın, ağacın ve canlının dilinden anlar. Özgür düşünceler ile yaşam sürdürür, bireycilik yoktur toplumsallık vardır. Fakat kent yaşamına başlanıldığı andan itibaren, o mevcut karakter özellikleri unutulmaya bırakılır. Kent bir sistemdir, amaçsız bir kişilik oluşturur. Kişi devlet çıkarına büyütülür, yetiştirilir ve çalıştırılır. Adalet yoktur, bir emekçi 20 bin alırken kral-patron trilyonlar alır. Kapitalist sistemin köyleri göçe zorlamasının boşaltmasının tek amacı kendi menfaatine ve çıkarına çalıştırmasıdır. Önderliğin de buna karşın bir örneği vardır, hani der ya “ben çocukken köyün yakınlarından geçen araba ışığı beni çok etkilerdi çekici gelirdi“ diye. Dile getirmek istediğim, oluşturulan devlet sistemi kurnazlık incelikle oluşturulmuştur. Kişiyi etkilemesini kendine çekmesini ustalıkla yapmaktadır.
Devlet sistemini incelikleri ile anlamak kavramak önemlidir elbet. Kişi anlam yüklemedikçe, sonuç çıkarmadıkça doğru bir analiz tespit yapamaz elbette. Önderlik bu sistemin bütün hücrelerini soruşturmadan geçirmiştir. Derin yoğunlaşmalara tabi tutmuştur. Çünkü sistem çözümlemeden kişinin anlam yüklemesi, doğru cevaba ulaşması olanaksızdır. Bununla beraber Önderlik, “Yaşamda yaşamın anlamı bırakılmamıştır, tadılacak yaşam bırakılmamıştır” çözümüne vurgu yapmıştır. Bundan çıkaracağımız sonuç şudur; yaşamın tadı nerede bırakılmıştır, yaşamın hakikati nerededir? Kişinin bunların bilincine ulaşması ve çözümlemesi gerekmektedir. Devlet sistemi bin yıllardır zihnimize kişiliğimize empoze edilmiştir. Önemli olan bunun farkındalığında olabilmektir. Mevcut yüzyılda bütün haliyle Neolotik çağda yaşayamayacağımız bir gerçekliktir. Fakat Neolotik çağdaki özellikleri Ana-kadın öncülüğünü esas alarak toplum çıkarına yaşama özelliğini kendimize esas alabiliriz. Toplum içerisinde toplum karşıtı tarzlar da vardır. Önemli olan bu farkı ayrıt edebilmektir. Köy de veya kentte yaşayabiliriz fakat, nasıl bir yaşam tarzımız var, kime hizmet ediyoruz, bu gerçekliğin bilincine ulaşmamız gerekir. Toplumsallığımızı bozan bütün etkenlerden uzak durmamız hatta o sisteme karşı çıkabilme özelliğimiz olmalıdır. Her şeyden önce, toplum değerini bozan özelliklerden etkenlerden düzenden uzak durulmalıdır. Enkido’nun Tanrıça İnanna’nın 104 Me’sini çalması ile, uygarlık sisteminin toplum kazanımlarına el koyması aynı olaydır. Tarihi doğru incelersek doğru sonuca ulaşabiliriz.
Viyan Mardin Arkadaşın Şehit Bêrîtan Özgür Kadın Akademisi’nde verdiği dersten derlenmiştir. Devam edecek.


