12 Eylül askeri darbesinin ardından PKK kadrolarının bir kısmı ya ülke dışına ya da kırsal alana geçmiş; önemli düzeyde kadro ve sempatizan ise zindanlarda işkence sürecine alınmıştır.
Serhat bölgesinde 1977 yılından itibaren sempatizanlık düzeyiyle başlayıp daha sonra devrimci olarak örgütleme çalışmalarını yürüten kadın militanlardan birisi de Hacer Subaşı arkadaştır. Hacer Subaşı ve diğer kadın militanlar kitle örgütleme çalışmalarının yanı sıra yarı silahlı propaganda gruplarıyla birlikte eylemlere katılırlar. Daha çok eylemlerin keşiflerini yaparlar ve istihbarat toplarlar.
Önder Apo 1977 yılında Kürdistan’a açılım gerçekleştirdiğinde, Serhat bölgesinde çalışma yürüten Hacer Subaşı arkadaş ve diğer kadın devrimciler önderlikle ilk defa o zaman karşılaşırlar. Önder Apo’nun fikirlerini tanımış olsalar da yüzünü tanımamaktadırlar; önderlik çalışmalarda yer alan bu kadın yoldaşlarını toplantılara katar ve çalışmalarını ciddiye alır. Hacer Subaşı karşılaşma sırasında önderliğin diğer devrimcilerden daha farklı olduğunu görür ve Serhat’ta birlikte çalışma yürüttüğü erkek arkadaşlarına "O sizden farklı birisi," der. Önder Apo’nun güvenliği için kim olduğu söylenmez ancak ayrıldıktan sonra "O Apo’ydu," derler. Hacer Subaşı bunun üzerine "Neden daha önce söylemediniz?" diyerek arkadaşlarına çok kızar; özellikle de kendisi gibi devrimci olan ağabeyine çok öfkelenir. O sürece kadar sempatizan ve yurtsever düzeyde çalışmalara katılan Hacer Subaşı, önderlik ile karşılaştıktan sonra mücadeleye katılım kararı alır ve bir militan olarak görevleri üstlenir.
1980 askeri darbesi sonrası artık herkes tehlike altındadır; yoğun tutuklama ve işkence süreçleri başlamıştır. Hacer ve diğer kadın yoldaşları kırsal alana çekilmek isterler ama bu talepleri toplumun hassasiyetlerinden ve düşmanın anti-propaganda malzemesi olarak kullanacağı kaygısından ötürü erkek yoldaşları tarafından kabul edilmez. Düşman ağır bir şekilde toplumun en küçük birimlerine kadar yönelir, tek bir sempatizanı bile es geçmez. Bu süreçte özellikle Serhat bölgesinde en ağır darbeyi kadın gücü alır. Dağlara çekilen erkek militanlar kurtulur ama kadın yoldaşların hemen hemen hepsi tutuklanarak en ağır işkencelere maruz kalırlar. Özellikle köylerde kalarak kendilerini korumaya çalışırlar fakat düşman köylere baskınlar düzenler ve halkın arasından devrimci kadınları tespit ederek işkencehanelere alır. Hacer Subaşı arkadaş, askeri darbenin ağır koşulları altında dışarı çıkamayan arkadaşları için silah, yemek ve istihbarat bilgilerini temin eder. Tutuklanan ve faaliyetlerine devam eden arkadaşlarının bilgilerini hareket kısıtlılığı olan arkadaşlarına aktarır. Daha önce keşfini yaptığı ve arkadaşlarına sunduğu komando birliğine yönelik eylem için arkadaşları ile birlikte harekete geçer. Birlikte çalışma yürüttüğü arkadaşlarından birisi ajan olduğundan bu eylem hazırlığını düşmana aktarır. Eylem yerine gittiklerinde düşman pususuna düşerler. Hacer Subaşı 25 Ekim 1980 günü düşman pususunda şehit düşer.
1980 darbesi ile önemli düzeyde kadroların tutuklanmasına ve bir kısım kadronun da ülke dışına çıkmasına rağmen örgütleme çalışmaları durmaz. Halkı örgütleme ve eğitme faaliyetleri devam eder. Bu temelde çalışmalarını yürütenlerden birisi de Besê Anuş olur. PKK’nin ilk katılımlarından ve şehitlerinden olan Besê Anuş, 1961 yılında Pazarcık ilçesine bağlı Esmapuru köyünde dünyaya gelir. Kız çocuklarının okuma şansının olmadığı o dönemde Besê Anuş ortaokul birinci sınıfa kadar okuyabilir. Genç yaşta evlenir fakat kendi ayakları üzerinde durmaya çalışarak terzilik yapmaya başlar. Kadın olmak, Kürt olmak ve Alevi olmak çelişkilerini artırır ve o dönem “Apocular” olarak adlandırılan PKK’lilerle tanışır. PKK’nin kuruluş sürecine doğru köylere giderek örgütleme faaliyetleri yürütür. Yoğun yurtseverlik duyguları ve özgür yaşam arayışıyla 1978 yılı sonlarında militan olarak PKK saflarına katılır. Maraş Katliamı Besê Anuş üzerinde, Kürt toplumunun ve kadınların savunulması gerektiği yönünde derin etkiler yaratır ve bu temelde köylerde kadınların kendilerini koruyup savunabilmeleri için örgütlenme ve silah eğitimi verir, kadınların örgütlenmesi amacıyla toplantılar yapar.
Çalışmalarının deşifre olması sonucu eşi Mehmet Gencer ile birlikte kırsalda konumlanan arkadaşlarına katılır. Bir gün bir sohbetleri esnasında grup komutanları "Ben şehit düşersem gam yemem, silahımı kaldıracak bir oğlum var; ama sen şehit düşersen silahını kaldıracak bir çocuğun yok," der. Besê arkadaş gülerek "Benim bir çocuğum yok, eğer şehit düşersem inanıyorum ki silahımı kaldıracak yüzlerce kadın olacak ve binlerce kadın Kürdistan dağlarında savaşacak," diyerek karşılık verir. O an sarf ettiği bu sözler gruptakilere bir hayal gibi görünür ama zaman Besê’nin öngörüsünü doğrular. Kadının orduda ve savaşta neler yapabileceğini, düşmana karşı büyük bir mücadelenin sahibi olabileceğini mücadele yaşamıyla gösterir. Besê Anuş, 17 Mart 1981 yılında Pazarcık’ın Musolar köyü yakınlarında kırsalda beş kişiden oluşan arkadaşlarıyla birlikte düşmanın çemberinde kalır. 17 Mart sabahı saat 06.00 sularında Besê Anuş nöbeti sırasında düşmanı fark eder ve arkadaşlarını uyandırır; düşman çemberinden çıkmaya çalışırlar fakat açılan ateş sonucunda Besê şehit düşer. Grupta bulunan diğer dört kişi düşmana esir düşer. Besê Anuş özgür yaşam arayışı, direnişçi özellikleri ve sonuna kadar mücadele tarzı ile hem PKK militanlarını hem de halkı derinden etkiler. Şehit düştüğünde cenaze törenine 3 bin insan katılır. Pazarcık’tan köyüne kadar halk, mezarlığa kadar yürüyerek Besê Anuş’un cenazesini taşır. Askerler halkı ablukaya alır ve dağıtmak ister fakat kitlenin kalabalık olması nedeniyle bir şey yapamazlar. Yine aynı süreçte önemli kayıplardan bir diğeri ise Sakine Kırmızıtaş olur.
Sakine Kırmızıtaş: 1959 yılında Dersim’de doğar. Orta halli bir ailenin kızı olarak ilk, orta ve liseyi Elazığ’da okur. Daha sonra Mardin Eğitim Enstitüsüne gider. Henüz lise yıllarında PKK ideolojisi ile tanışır ve kısa süren araştırmasının ardından bu görüşleri benimser. Eğitim çalışmalarına katılır ve aktif bir sempatizan olur. Propaganda çalışmalarının yanı sıra eğitim vb. faaliyetler de yürüten Sakine Kırmızıtaş; atak, girişken yapısı ile aldığı görevleri büyük bir özveri ile yerine getirir. Mardin Eğitim Enstitüsünde olduğu yıllarda parti ile ilişkilerini daha fazla geliştirir ve aktif görevler üstlenir. 1979 yılında Mardin Kızıltepe’de kadın faaliyetleri sorumluluğuna atanır. Amed’de de bu görevi yerel komite üyesi olarak başarıyla yürütür. Özellikle kadınlar arasında mücadelenin taraftar kazanmasında aktif bir rol oynar. 1980 yılında Amed’de toplu tutuklamalardan dolayı arananlar arasında olmasına rağmen uyanık ve politik özellikleri ile kendisini korumasını bilir. Bu dönemde hareketle bağı kesilmesine rağmen yeniden bağ kurmayı başarır ve faaliyetlere katılır. Muş-Karlıova çevresinde faaliyetlerini sürdürdüğü dönemde de karşılaştığı zorlukların üstesinden gelmiş, darbe koşullarına rağmen görevlerini başarıyla yerine getirmiştir. Sakine Kırmızıtaş sergilediği öfke ve tepkiyle her kadın militanın yüreğinde var olur ve şehadeti sonrası kadınların özgürlük bilinçleri ve iddiaları pekişir. Kendinde sağlam bir duruş yaratan, erkeğe ve ataerkil kültürün normlarına teslim olmayan ilkeli, özgür kadının sembolüdür.
Bu dönemin diğer bir şehidi ise Azime Demirtaş olur. Azime Demirtaş 1961 yılında Dersim Nazimiye’nin Demirce köyünde doğar. Geçimlerini tarım ve hayvancılıkla sağlayan kalabalık bir ailenin kızı olarak liseyi yarıda terk eder. 1978’lerde PKK ideolojisini benimser; ilk etapta aktif sempatizan olur, daha sonra ağabeyi ile birlikte PKK’ye katılım sağlar. Nazimiye’de görevler üstlenir ve 1979 yılında tutuklanır. Zindandan çıktıktan sonra yeniden görevler alarak kırsal yerlerde sorumluluklar üstlenir. Her türlü zorluğa göğüs gerebilen, cesareti ve moral gücü gibi özellikleri ile arkadaşları üzerinde etki bırakır. Kendi şahsında Kürt kadınının yiğit ve mert özelliklerini, davasına bağlılığını somut olarak ortaya koyar. 25 Aralık 1981 günü Dizik köyü yakınlarında, yanında olan İbrahim Kaplan yoldaşı ile birlikte düşmanla karşılaşırlar; Türk ordusuyla girdiği bir çatışmada sergilediği kahramanlık o dönemde dilden dile dolaşır. Yaralı olmasına rağmen arkadaşlarına moral vermek için çaba gösterir. Düşman çemberini yararak kurtulmaya çalışırken geceyi karlar içinde geçirmek zorunda kalırlar. 26 Aralık 1981 tarihinde yaralı halde tekrar girdiği bu çatışmada şehit düşer. Azime arkadaşın şehadeti halk üzerinde büyük etkiye yol açar. O dönemde kadının dağlara çıkması iyi karşılanmasa da halk ona sahip çıkar. Şehadeti Dersim’de halkın PKK ile tanışmasında büyük rol oynar. Dersim halkında direniş umudunu yeniden yeşertir. Dersim kadın direnişçiliğinin sembolü haline gelen Azime Demirtaş, kadının saflara katılımında da büyük rol oynar.
1980 sonrası PKK’nin Suriye açılımı ve eğitim sahalarını oluşturmasıyla birlikte yeni bir süreç başlar. Bu yeni dönem kadın için de yenilikler getirir. 1980’lerin ortalarına gelindiğinde kadın sorunu ağırlığını hissettirir. Önder Apo kadın sorunu çözümlenmeden devrimin sağlıklı yürümeyeceği kanaatindedir. Bu amaçla kadının askeri, siyasi ve ideolojik bir güce ulaşmasının şart olduğunu görür ve özgün örgütlenme arayışı ortaya çıkar. PKK paradigmasında kadın özgürlük sorununun temel sorun olduğu ve kadın sorunu aşılmadan toplumsal sorunların aşılamayacağı düşüncesi, kendini kadın kimliği ile var etme dönemini başlatır.
Kürt kadınlarının PKK öncülüğünde özgürlük mücadelesine katılımları ulusal özgürlük ekseninde gelişir fakat gerilla savaşının gelişimi ve ulaşılan bilinçlenme düzeyi esas sorunun kadın özgürlüğü sorunu olduğunu ve kadının özgürleşme sorunu çözümlenmeden hiçbir başarının sağlanamayacağı gerçeği ideolojik bir yaklaşım olarak belirlenir. Gelişmelerin ortaya çıkardığı sonuçlar ve yaşanan sorunların çözümleme yöntemi mücadelenin cins özgürlüğü savaşımı temelinde anbean güçlenmesini sağlar. Bu durum bir halkın ve ülkenin özgürlüğü için devrim yapmaya hazırlanan Kürt kadınlarını, kızgın savaş dönemlerinde hem savaşmaya hem de özgün eğitimler, özgün örgütlenmeler, özgün ordu ve özgün kadın partisini geliştirmeye kadar götürür. PKK ile ulusal kurtuluş ve özgürlük mücadelesine girişen Kürt kadınları adım adım kadın özgürlük mücadelesini geliştirirler. Bu uzun soluklu ama temelleri sağlam atılan bir süreç olur.
DEVAM EDECEK.


